| |
Cinsel çekicilik
Çeşitli araştırmalar, her türden duygusal uyarımın, cinsel çekime ve aşka
yol açabildiğini göstermiştir. Birlikte coşkulu, eğlenceli, tehlikeli ya da
ürkütücü deneyler yaşayan insanların sonunda birbirlerine çekildikleri ya da
aşık oldukları sık sık rastlanan bir gelişmedir. Savaş veya tatil gibi
"normal"in dışında sayılan dönemlerde insanların daha romantik ve tutkulu
ilişkilere girmesinin nedeni budur. Ancak bu ilişkiler genellikle uzun
ömürlü olmaz. Büyük olasılıkla, kişilerin bir takım duygulanmaları,
yanlışlıkla aşka atfetmeleri bu ömürsüzlüğe yol açmaktadır. Belirli bir
duygu yaşandığında iki türlü uyarım söz konusu olur; Birisi fizyolojiktir,
diğeri ise bu uyarımın zihinsel olarak örneğin korkuya, öfkeye veya aşka
atfedilmesidir. "Aşkın atıf kuramı" olarak adlandırılan bu açıklamaya göre,
birçok insan bu yanılgıya düşebilir. Örneğin, karşı cinsten biriyle
karşılaştığında fizyolojik olarak çokça coşkulanan bir kimsenin bu
duygulanımı yanlışlıkla "aşk" olarak tanımlaması pek mümkündür.
Cinsel çekim ve aşk birbirlerinden ayrı şeyler olmakla birlikte karşı
cinsten iki insanın birbirlerini tanımak için bir arzu duymalarında cinsel
çekimin oynadığı rol açıktır. Yanlış bir kanı uyandırmamak için çekicilik
kavramını hemen tanımlamak gerekir. Bir çok insan bunun daha çok fıziksel
olduğu yolunda, gerçeğe dayanmayan bir düşünceye sahiptir. İlk cazibenin,
genellikle görme duygusuyla algılanması bu yanılgının temel kaynağıdır.
Evet, çoğunlukla iki insan arasındaki cinsel çekim başlangıçta görsel olur.
Süslenmeye ve giyime verilen bunca önemin başlıca nedenleri bu görsellik
boyutunda yatmaktadır. Ellen Berscheid'in yaptığı araştırmalar, insanların
genellikle cinsel çekicilikleri kendilerine yakın olan kimselere ilgi
duyduğunu, onlara çekildiğini ortaya koymuştur. Berscheid, incelediği
gruptaki insanlara, karşı cinsten kişilere ait resimler gösterip
hangileriyle tanışmak istediklerini sormuştur. Öyle pek güzel olmayanlardan
yalnızca bir veya ikisi, bariz güzel olan kişilerin resmini seçmiştir. Büyük
çoğunluk ise reddedilmek veya başaramamak korkusu ve kendileriyle aynı
düzeyde çekiciliği olan biriyle daha rahat olacakları düşüncesiyle bundan
kaçınmıştır. Denenen grup içindeki insanlar, seçim yaparken akılcı ve pratik
kaygılarla hareket etmeyi tercih etmişlerdir.
Her şeye rağmen cazibenin kalıcılığı, yani sürekliliği açısından belirleyici
olan, görsellikten sonra gelen aşamadır. Karşılıklı konuşmayla birbirlerini
tanımaya adım atan insanların ilk andaki çekilimlerinin devamı, bu evrede
aldıkları bilgilerle sınanacaktır. Aslında bir takım araştırmalar, kadın ve
erkek arasında cinsel çekim açısından bazı farklılıklar bulunduğunu ortaya
koymuştur. Kadınların genellikle fiziksel görünüme erkeklerden daha az önem
verdiği, bunun aksine yakınlık, içtenlik ve hoşsohbetlik gibi nitelikleri
aradıkları belirlenmiştir. Eğilimlerinin bu yönde olduğu araştırmalarla
doğrulandığı halde kadınların en fazla önem verdiği özelliklerin sıralaması
pek kesin değildir. Kaliforniya Üniversitesi öğrencileri arasında yapılan
bir araştırma, erkeklerin kadınlarda en fazla aradığı dört niteliğin
sırasıyla; fiziksel çekicilik, erotizm, sevecenlik ve hoşsohbetlik olduğunu,
kadınlarınsa en fazla başarı, liderlik ve mesleksel ve ekonomik başarı
aradıklarını ortaya çıkarmıştır. Ele alınan gruptaki kadınların yüksek
öğrenimli ve genç olmaları, karakterden çok başarı faktörüne ağırlık
vermelerine yol açmıştır. Oysa daha yaşlı ve güvenli kadınlar için kişilik
her şeyden önde gelmektedir. Ancak ne olursa olsun, kadınların niteliksel
özelliklere önem verdiği ve dış görünümden erkekler kadar etkilenmediği
genel bir kuraldır.
Erkekle kadın arasındaki bu farklılık büyük ölçüde toplumsal değer ve
normlarca belirlenmektedir. Aile eğitimiyle başlayan farklı yönlendirilme,
çeşitli iletişim araçlarıyla, tüketim malları ve reklamlarla
pekiştirilmektedir. Zaman zaman "sansasyonel basın"da çıkan ve örneğin
Avrupalı kadınların esmer bıyıklı Türk erkeklerinden ne kadar hoşlandığını
ilan eden haberlerde başka bir örnek oluşturur. Yani, her iki cinsin de
beğenmesi "gereken" tipler önceden çizilip benimsetilmektedir.
Psikologlar da cinsel çekime ilişkin genel kuralları tespit etmeye
girişerek, zaten bilinen bir çok noktayı yeniden doğrulamışlardır: beğeniler
çeşitli kişisel özelliklere göre belirlendiği halde, her cinsin üyelerine,
karşı cinste neyin çekici olduğuna ilişkin yaygın bir görüş birliği
bulunmaktadır. Bu alanda yapılan araştırmalar daha çok fiziksel nitelikler
üzerinde durmakla beraber kişilik özelliklerinin önemli rolü olduğu
yönündedir.
Toplumumuzda erkekler, henüz çok küçük yaşlardan itibaren kadının belirli
özellikleri karşısında coşkulanmaya koşullanırlar. Bunlar, haliyle göğüsler,
ince bel ve geniş kalçalarla yumuşak ve tüysü ten gibi en belirgin olan dişi
özellikleridir. İllinois Üniversitesi'nin psikoloji bölümünce yürütülen bir
araştırma, erkeklerin bu anatomik özellikler arasında da farklı tercihleri
olmaktan öte, beğenilen özelliğin büyük ya da küçük olmasına göre de
ayrıldıklarını göstermiştir. Aynı zamanda farklı tercihlerin belirli erkek
karakterleriyle bağlantılı olduğu ortaya çıkmıştır. Örneğin, iri göğüslü
kadınların daha çok dışa dönük, sportmen, sigara tiryakisi ve çapkın olan
erkeklerin hoşuna gittiği anlaşılmıştır.
Kadının yüz hatları arasında da erkeğe en çekici gelenleri, erkeğin yüz
hatlarından en belirgin şekilde ayrılanlardır. Bunların başında kadının
dolgun dudakları, yumuşak teni, tüysüzlüğü ve ince kaşları gelir. İşte
kozmetik sanayinin temel çıkış noktalarından biri de bu özellikleri
vurgulamaktır. Büyük gözler de kadın için bir çekicilik unsurudur. İlginç
bir araştırmada erkeklere aynı kadının iki fotoğrafı gösterilmiş ve birini
seçmeleri istenmiştir. Büyük çoğunluğun seçtiği resmin, diğerinden tek farkı
kadının göz bebeklerinin biraz büyütülmüş olmasıdır. Gözbebeklerinin insanın
baktığı şeyden coşkulandığı zaman büyüdüğü anımsanacak olursa, erkeklerin
tercihinde şaşılacak bir yan olmadığı da anlaşılır.Büyük çoğunluk ise
reddedilmek veya başaramamak korkusu ve kendileriyle aynı düzeyde çekiciliği
olan biriyle daha rahat olacakları düşüncesiyle bundan kaçınmıştır. Denenen
grup içindeki insanlar, seçim yaparken akılcı ve pratik kaygılarla hareket
etmeyi tercih etmişlerdir. |
|